Güneş, öğle vakti derli toplu bir çocuk odasını aydınlatıyordu. Huzur,
salondan gelen tartışma sesleriyle bozuldu. Kapı sertçe açıldı. İçeriye on
yaşlarında bir erkek çocuğu girdi. Yanakları kızarmış, sinirliydi. Gözleri
yaşlı, masaya oturdu. Yumrukları sıkılı, ortasına cami çizdiği resme baktı.
“Burhan, kocam olacak,” diye bağıran kadın kapıda söyleniyordu. Çocuk
kulaklarını tıkadı. ”Olmayacak anne!” diye haykırdı. Kadın giderken ”Baban öldü!”
diyerek arkasından kapıyı çekti. Çocuk kalemkutudan silgi alıp havuzlu çay
bahçesinde oturan adamın kemerini “Babalar gününde vermiştim,” deyip sildi.
“Paltona vişne suyu dökmüştüm,” derken silgiyi fazla bastırıp kâğıdı yırttı.
Öfkeyle “Neden öldün!” diye hesap soruyordu ki durdu. Silgiyi minarenin üzerine
çekti. Gözyaşları kâğıda damlıyordu. Ezan sesi yükselince silgiyi bıraktı.
Yorumlar
Yorum Gönder