![](https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEg9TucA3B5Tjd08H5FvEvuqtX8oy8JDC991KzhrZ1eWPK3MC6pw15-7hXevpox1UbXmsNKB1J_fr4wojD76hZxsBc9-kCUZg_Ko6o5QAl-q0dvrOks_E5Ng_t8CtN-zYU_-2gwCZleVT4g/s400/81ed6ee94fb261d1ea1670b134bc94af.jpg)
Kiliseye damat tarafı gelmişti. Damat elinde bir buket çiçekle kapıda akrabalarıyla gelini bekliyordu. Gelin geleneksel olarak birazcık geç kalmıştı. Damat heyecanlıydı. Gelin arabası kilise önünde durdu. Ailesiyle birlikte kiliseye geldi. Babasıyla kilisenin merdivenlerini çıkıp damadı öptü. Yanaklarını kızarttı. Çiçeği geline verip el ele kiliseye girdiler. Akraba ve arkadaşlar sıralara yerleştiler. Gelin ve damat papazın elini öptüler. Papaz nikâha başladı. Kutsal masada bir kadeh kırmızı şarap, nikâh yüzükleri ve İncil bulunmaktaydı. Papaz damadın alyansını alıp 3 kere damadın adını söyleyip hac çıkartırken öndeki sıradan öfkeli bir ses yükseldi. “Hangi yüzyıldayız!” Papazın eli havada kaldı. Sıralardakiler kendi aralarında fısıldaşıyordu. Gelin “Ablaa!”derken damadın kollarına düştü. Kadın söylene söylene oturanların ayaklarına basarak kiliseden çıktı. Merdivene adım atmıştı ki arkadan eli tutulup çekildi. Göz bebekleri kızarmış orta yaşlı bir kadın “Kanya, Tanrı’nın evinde nasıl bir küstahlık sergiledin. Tanrı sevgidir.” Kadın elini kurtardı. İşaret parmağını sallıyordu. “Anne Tanrı varsa Pravat beni neden terk etti. Onu sevmekten başka ne yaptım!” Hızla merdivenleri inip yolun karşısına geçti. Park etmiş bir panelvanın kapısını yumrukladı. Kapı açıldı. Somurtarak oturdu. Fotoğraf makinesine batarya takan kadın şaşırmıştı. “Kanya neden çabuk geldin?” Tören kıyafetlerini çıkartırken “Burada röportajı ben yaparım. Yola koyulalım,” diye tersledi. Direksiyondaki kontağı çevirdi. “Tayland’da haber kalmamış sanki. Yılana âşık olan adamla röportaj yapacağız.“
Haber ekibi yol boyu soruları belirlediler. Adamın yaşadığı
yer şehrin dışındaydı. Asfalt bitmiş toprak zeminde araç sarsılarak ilerliyordu.
Sonbaharın renkleri göle yansımıştı. Kulübeye yaklaşıp durdular. Adam odun
kırıyordu. Kanya makineyi alıp araçtan indi. Seslendi. “Decha Mali siz misiniz?”
Adam odunları dizdi. Bir kütüğü doğrultup baltayı havaya kaldırdı. Kadın cevap alamayınca
sinirlendi. “Bir şey sordum.” Adam baltayı kütüğe indirip bıraktı. Gülümseyerek
elini uzattı. “Hoş geldiniz.” “Yılanınızla ilişkinizi konuşmaya geldim. Adım
Kanya, Tayland’ın nabzı dergisinde çalışıyorum.” Adam birkaç odun alıp kadını
kulübeye davet etti. Tahta kapıyı ittirdiğinde gıcırdadı. Kulübe derli
topluydu. “İstediğiniz bir yere oturabilirsiniz,” deyip şömineye yöneldi. Odunları
dikip ateşlerken kadının çığlığıyla irkildi. Yılan koltuğa çöreklenmiş kadınla
göz göze gelmişti. Adam rahattı. Kadının sırtına elini koyup yan koltuğa
oturttu. “Eşim Suchin konukseverdir. Korkmayın.” Kanya birkaç derin nefes alıp sakinleşti.
Decha odunları toparlayıp ateşledi. Izgaraya demirden bir kap koydu. “Ölen eşim
kobra yılanı şeklinde reenkarne oldu. Şimdi vaktimizi beraber geçiriyoruz.”
Ateşi yelleyerek kuvvetlendirdi. Kanya makinesini ayarladı. “Fotoğraf çekebilir
miyim?” Decha başını olumlu anlamda salladı. Kaynayan kaptan adaçayı kokusu
buharla kulübeye doldu. Yılan dikildi. Kanya’nın hareketlerini takip ediyordu.
Decha koltuk altından fotoğraf albümünü çıkarıp Kanya’ya seslendi. “Bu
fotoğraflardan beğendiklerini alabilirsiniz.” Göl kenarında, markette, iş
yerinde yılanla çekilmiş onlarca fotoğraf hem şaşırtıcı hem ürkütücüydü. Hikâyelerini
anlatırken Kanya notlarını aldı. Bir tanesini beğendi. “Teşekkür ederim,” deyip
oyalanmadan çıktı. Decha kendine bir fincan çay koydu. “Çok güzeldi,” diye
mırıldanınca yılan tıslayarak üzerine geldi.
Panelvandakiler korkmuştu. Fotoğraf makinesinden hafıza
kartını çıkartanın bedi benzi atmıştı. “Biraz daha gecikseydin polisi
arayacaktık.” Kanya olup biteni heyecanla anlattı. “Hıristiyanlık saçmalık
derdim. Budizm ondan betermiş. Adam inancının kurbanı olmuş. Eşinin yaklaşık 3
metre boyunda kobra olduğuna içten inanmış. Böyle bir sevgi görmedim.“ Direksiyondaki
sırıttı. “Bizimki abayı yakmadan fotoğrafları dergiye yetiştirelim.”
Dergi çalışanları masalarında son sayıyı baskıyı yetiştirmeye
çalışıyorlardı. Kanya notlarını bilgisayarda düzenlemeyi bitirmişti. Editöre
gönderdi. Fincanına sıcak su koyarken arkadaşı gözleri yerde yanına geldi. “Sana
kötü bir haber vereyim. Fotoğrafları sildim.“ Hafıza kartını masaya bıraktı. Bir
sandalye çekip oturdu. “Bana da bir tane yapar mısın?” Kanya sinirden
dudaklarını ısırmıştı. “Sen ağzıma… Neyse! Gider yenilerini çekerim.”
Zamanla yarışıyordu. Işıklara uymadan son gaz otobanda yol
aldı. Toprak zeminde ister istemez yavaşladı. Hava kararmak üzereydi. Panelvanı
odunluğun önüne park etti. Yan koltuğa baktı ama makineyi göremedi. Arkaya
döndü. En arka koltuktaydı. Canı sıkıldı. Küfrederek kamerayı alıp dışarı
fırladı. Kulübe kapısını tıkladı. Açılmayınca endişelendi. Etrafta dolaşırken
adamı göl kenarında gördü. Yılanla birlikte piknik yapıyorlardı. Duygularına
hakim olup neşeyle seslendi. “Decha merhaba. Fotoğraflar silindi. Tekrar çeker
miyiz?” Decha oturmasını işaret etti. Kutudan bir fare çıkarıp yılanın kocaman
açılmış ağzına bıraktı. Kanya iğrenirken Decha yılanın sırtını seviyordu. “Sen
iğrendin ama o keyifle yedi. O zaman farenin lezzeti için ne söylenebilir?”
Kanya’yı midesi ağzına gelirken gülme krizi tuttu. Makineyi ayarlayıp fotoğraflarını
çekti. Yanına oturup gösterirken Decha’nın büyüsüne kapıldı. Öpmek istedi. Decha
başını çevirdi. Kanya üzüldüğünü belli etmeden “Seni anlıyorum” diyerek kalktı.
Panelvana binerken Decha seslendi. “Senin de yılan olmana dayanamam.”
Yol boyu kafasında dolanan sorulara cevap aradı. Dergiye
nasıl geldiğini anlamadı. Makineyi elinden kapan arkadaşları telaşla etrafında
koştururlarken curcunanın içinde kıpırdamadan duruyordu. Dudakları oynadı. “Bir
çözüm biliyorum.”
Yorumlar
Yorum Gönder